Geleneksel sanatlarımız; tesbihçilikten ebruya, ahşap oymadan hat sanatına kadar nice güzelliklere ev sahipliği yapar. Bir milletin ruhunu, akıl terini ve el emeğini en güzel anlatan da yine işte bu sanatlarımızdır. Fakat şunu gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz ki, çağımızın hızlı ve dijital hayatı, bu kadim sanatları gençlerin gözünde ne yazık ki biraz eski ve uzak bir köşeye itiyor. Halbuki atalarımız, “Ağaç yaşken eğilir” demiş. Yani çocuk ve genç yaşlarda verilen kültür tohumları, hayat boyu meyve verir.

Neden Aktarmalıyız?
Her birimizin belleğinde, dedesinden veya ninesinden duyduğu bir hikaye, eline aldığı bir tesbihin hatırası vardır. Alın teri ile örülmüş, sabırla işlenmiş o tesbih boncukları, sadece bir tespih değil; sabrın, şükrün ve kültürel zenginliğin yansımasıdır. Eğer yeni neslimiz, bu eserlerin kıymetini bilmezse; sanatlarımız yalnızca müzelerde sergilenir hale gelir ve kimi ustaların ismi bile unutulur. Kültürümüzü kaybetmek demek; köklerimizin kurumasına yol açar.
Gençleri Geleneksel Sanatlara Nasıl Yaklaştırabiliriz?
Öncelikle aileden başlayarak, gençlerle birlikte vakit geçirirken onları dinlemek, anlamak ve onlara bu eserleri bizzat gösterip tanıtmak büyük önem taşır. Ben de torunlarım ile birlikte zaman buldukça atölyelere gidiyor, sanatkarların yanında bu işin inceliklerini birlikte öğreniyoruz. Emin olun; birlikte bir tesbih dizmek, sohbet ederken geçmişten hikayeler anlatmak, hem değerli bir anı hem yeni bir bağ kurmak anlamına geliyor.
Hayat pratiğiyle bakacak olursak, işte size birkaç öneri:
- Torunlarınıza veya gençlere el işi yaparken eşlik edin, hikaye anlatın.
- Geleneksel sanatlara dair atölye veya kurslara beraber katılın.
- Bir müze veya kültür merkezini birlikte gezip sonrasında deneyimlerinizi konuşun.
- Tesbih, bileklik gibi el sanatlarına dair bir ürün yapmak için birlikte malzeme alın, birlikte tasarlayın.
Gelin bir de şu tarife kulak verelim: “Söz uçar, yazı kalır; tecrübe ise paylaştıkça çoğalır.” Bu yüzden genç nesli sadece izleyici değil, katılımcı yapmamız çok kıymetli. Onlara, “Sen neyi nasıl yaparsın? Senin elinden nasıl bir sanat çıkar?” diye fırsat verelim, destek olalım.

Sanatın Değeri ve Geleceğimiz
Sanat, sadece tablo duvarına asılan bir obje değildir. Bir milletin tarihi, hayat görüşü, duygusu, hatta duasıdır. Tesbih dediğinizde sabır; ebru sanatı dediğinizde hoşgörü ve renkler arasındaki uyum akla gelir. Şair Nabi’nin dediği gibi; “Güzele bakmak sevaptır” diye bir inancımız vardır. Gelin, güzellikleri yalnızca seyretmeyelim; onları ekmemize, sulamıza, büyütmemize vesile olalım.
Son Söz: Zenginliğimizin Kıymetini Bilelim
Her neslin kendine özgü bir renk kattığı bu el sanatları, köprünün iki yanı gibidir. Geçmişten aldığımız mirası geleceğe aktarmak, çocuklarımızla, torunlarımızla kuracağımız bağın sağlamlığında saklı. Unutmayalım ki, “taşı delen suyun gücü değil, damlaların sürekliliğidir.” Haydi, hep birlikte su olmaya, sanatlarımızı yaşatıp nesiller boyu akmasına vesile olmaya gayret edelim. Selam ve muhabbetle, sanat dolu günler dilerim.
You must be oturum aç yorum göndermek için.